Madrid'e taşındığımdan beri alışmaya çalışıyordum her şeye, her değişik şeye, bilmediğim şeye. İtiraf etmek gerekirse zorlandım da, sinirlendiğim de oldu, şaşırdığım da.
Kadın belediye otobüsü şoförleri yahut taksiciler; restoranların yemek servis saatleri oluşu, barda çöpünüzü yere atabiliyor oluşunuz, kül tablası bulmanın çölde su bulmak gibi oluşu... Pazar günleri hayatın durduğu, alışveriş merkezlerinin bile kapalı olduğu, tatil günlerinde marketlerin dahi kepenk kapatması gibi bir dolu Türkiye'de olması mümkün olmayan şeyler. Hangisi daha iyi diye kıyaslama yaptığım o ilk ay geride kaldı. Şimdi kıyaslama zamanını geçtim, iyilik ve avantajları algılama dönemindeyim. Alışamayacağım tek şey belki de alışveriş merkezlerinin pazar günleri kapalı olması olabilir :)
İstanbul, hani o kocamaaaan şehir, avrupa kültür başkenti bile oldu hani.. ne gariptir ki o şehirde ulaşım bir facia. Metro altyapısı muhteşem olan Madrid'i gördükten sonra insan yuh diyor kendi kendine evet. "Yuh biz İstanbul'da eziyet çekiyormuşuz meğer."
Hiç İspanyolcanız olmasın, hiçbir yer bilmeyin, elinize bir Madrid rehberi alın bir de metro haritası, tur rehberlerinin feriştahı gelse fazlasını veremez size. Kendi kendinize her yeri gezebilirsiniz! Velhasıl Madrid'de metro sistemi muhteşem!
hola! mola! öyle bir şeyler
Wednesday, 27 July 2011
Thursday, 9 June 2011
Göçtüm.
Evet göçtüm, ama öyle "vah vah bittim" tadında değil. Göçtüm işte, bir ülkeden bir diğerine.. Göçmen oldum.
Ben yazayım siz de okuyun göçmen kızın maceralarını.
Şimdi zaten dışarı çıkmam lazım. Torrejon De Ardoz caddeleri beni bekler. Ha bu arada Ardoz'un sonundaki z peltek s olarak okunuyor. Komik :)
hasta luego! Türkçesi, sonra görüşürüz..
Ben yazayım siz de okuyun göçmen kızın maceralarını.
Şimdi zaten dışarı çıkmam lazım. Torrejon De Ardoz caddeleri beni bekler. Ha bu arada Ardoz'un sonundaki z peltek s olarak okunuyor. Komik :)
hasta luego! Türkçesi, sonra görüşürüz..
Subscribe to:
Posts (Atom)