Sunday, 16 October 2011

İçimdeki İspanyol?

Bir lisan bir insan iki lisan iki insan diyorlar. Şimdi ben yeni bir insan olma aşamasındayım bu durumda. İki insandım şimdi buçuk insan daha ekledim bünyeme. İki buçuk insan.
Yalnız işler biraz karışık, karışıyor daha doğrusu... Bir sürü  soru işaretli cümle kurmak mümkün...

Misal acaba öğrendiğin dilin insanı mı oluyorsun  gizliden? Anadilin dışında bir dil biliyorsan bir de o dilin ait olduğu ülkenin insanı mı oluyorsun, ya da ona benziyorsun? İngilizce bilen büyüük çoğunluk Amerikalı özellikleri gösterir mi dersiniz? İngiliz ya da. Şimdi ben İspanyollaşıyor muyum o halde? Ya da tamamen akıl karışıklığı, kültür saçmalaması, telafuz abuklaması da getirmiyor mu beraberinde? İngilizce'de "j", c gibi okunurken İspanyolca'da genizden gelen bir "h" şeklinde, Türkçe'de bildiğin "jee" şeklinde okunuyorsa, karşıma çıkan ingilizce metinde "Jeff"i "Heff" diye okumam neye delalet peki? Akıl karışıklığı yahut sadece şımarıklık olabilir mi? "İspanyolca öğreniyorum da karıştırıyorum bazen harf okunuşlarını" cümlesinin cool tınısı belki?

Off, öyle uzuuun zaman olmuş ki İngilizce'yi öğreneli. nasıl öğrendiğimi bile hatırlamıyorum. Tamam liseye hazırlık sınıfında 1 sene boyunca İngilizce eğitim aldık evet, öğrenme aşamam buydu evet; ama ne yaptım, nasıl çalıştım, nasıl akıllar yürüttüm ya da nasıl anladım ettim hatırlamıyorum ki. Kim hatırlıyor ki zaten? Var mı hatırlayan? Sanmıyorum...

Şimdi her sabah İspanyol'ca sınıfında, tamamen ispanyolca konuşan sevgili öğretmenim Gala'ya bakıyorum, pür dikkat dinliyorum ve dediklerini anlıyorum.  Sorarım size bu nasıl mümkün? Kendini  tanıtma, ufak tefek cümle kurabilme dışında bihaber olduğum İspanyolca'yı ispanyolca anlatan bir öğretmenden öğrenmek ve her dediğini anlamak nasıl bir şeydir? Ha yok sakın yanlış anlaşılmasın, kendini büyük görme, "yav zeka paçalarımdan akıyor, leb denilmeden leblebiyi anlıyorum ben" büyüklüğü değil bu asla. Cidden merak ediyorum ve sorguluyorum. Nasıl anlayabildiğimi sorguluyorum.

Önceki hayatımda flamenko dansçısı mıymışım ki nerden kaynaklanıyor bu aşinalık?

Ya da dil yetenek işi mi? Yahut sadece konsantre olabilme ve akıl yürütme, kendini zorlama, kapasiteni genişletme becerisi mi?

Peltek peltek okuğun c'ler içine mi işliyor yoksa ya da önceki hayatını hatırlatıyor da sadece bilinçaltının derinliklerinden mi geliyor bu anlama işi?

Ne oluyor yahu? Kendimden korkar oldum, içimde benim bilmediğim biri var ve o ispanyolca biliyor gibi hissediyorum. O içimdeki kişi kurduğu cümleleri dışavurmak isterken, söyledikleri benim filtremden geçiyor ve tümüyle onun bana söylediği cümleleri olduğu gibi dışavuramıyorum sanki. Orda bir yerlerde söylediği cümleler beynimin kıvrımlarında, iç kulak borumda, alnımın ortasında yankılanıyor da kendi kendime"Hmm evet bu böyle" sanırım demekle yetiniyorum.

Bana bak içimdeki İspanyol, orada saklanıp durma, atıl ortalığa da, beynimin içine içine soktuğun fakat benim tam olarak duyamadığım cümleleri söyleyiver. Bir zahmet dışarı çıkıver artık da konuşmayı öğrenmeye çalışan çocuk psikolojisinden kurtar beni. Çık yahu içimden, çık da dediklerini haykırıver. Haykır ki ne dediğini tam duyayım ve konuşabileyim ben de.

¡Vamos! 

Friday, 24 June 2011

Dipsiz saçlar...

Olsa ne iyi olurdu değil mi? Dibi çıkmayan saç istiyoruz. Boya hiç akmasın, hatta saç uzamasın. Niye mi? Ahh efendim, hemen anlatayım. Sahte sarışınım, eh düğünde daha güzel olayım diye saçımın tonunu iyice açtırdım, daha bir sarışın oldum. Eh zaten kendiliğinden maşallahı olan saçlarım uzamaya başlayınca da zebra kıvamına ulaştım: sarı-kahverengi. (Dipleri çıkan kızlar olarak bir futbol takımı kurarsak renklerimiz bu olabilir bak. dipspor)

E tabii yavaş yavaş söylenmeye de başladım haliyle, İstanbul'da olsam zart diye kuaföre gidip, zort diye boyatırdım dipleri. Fakat göçmüş bir insan olarak, ispanyolcamın şu an bulunduğu seviyeye bakarsak kuaföre gidip derdimi anlatmak deveye çiftetelli oynatmaktan zor. Dedim kocama; "kuaför lazım" dedim, "var mı?" dedim, "iyi mi nasıl, nerde?" dedim. Kendisi zaten 2 cm uzunluğunda olan saçlarını boyatma gereği duymadığı ve kuaförle ilişkisi 1- 1 buçuk ayda bir 1 cm uzayan saçlarını tekrar 2 cm'ye döndürmekle sınırlı olduğu için bu sorularıma kabul edilebilir cevaplar veremedi haliyle.

Bir sonraki adım olarak, benim hayli endişeli ve düşünceli halimi de alıp, kuaföre gittik. Parque Corredor alışveriş merkezinde bir kuaför. Dikkatinizi çekerim berber demiyorum, zira burada  kuaförler unisex. Sadece kadın ya da erkeklere hizmet veren salonlar da var tabii ama geneli unisex diyebilirim.Erkeklerin saçlarını kesen kadınlar da var, traş bile yapıyorlar. Ne enteresan değil mi? :)

Girdik kuaföre, gayet modern, gayet memleketimin kuaförleri gibi. İçimi bir sıcaklık kapladı sanki "ehihih miriba, diplerimi boyatmaya geldim" desem "buyrun buyrun" diyecekler gibi hissettim bir an, lakin "hola!" diye söze girince kadın, uyandım rüyadan. Sevgili beyim, derdimi anlattı, ama ben gidip hemen oturup boya yaptırmaktan ziyade bir fiyat araştırması peşindeyim, zira mutlaka yaptırmam gerek deyip 10 liralık şeye 100 lira vermek niyetinde değilim. Bir şeyler gevelediler, gayet peltek ve tükürük saça saça, gayet güleryüzlü ve sevimli ve olabildiğince hızlı kurdukları cümlelere, ciğerci kedisi gibi bakabiliyordum ancak.  Kadın arkadan at kuyruğu yapmış olduğum saçlarımın kıvırcık olduğunu sadece alnıma bakarak anladı sanırım, zira "saçları kıvırcık, yani göründüğünden daha uzun, bu durumda fiyat şu" dedi, (dedi diyorum ama anla işte sen; demiş) Sonuç olarak sevgili eşim ve simultane tercümanım durumu açıkladı; dip boyası 40 euro, kesim, 28 euro, saç yıkama ve şampuanlama 10 euro. Yalnız bu bizimki gibi "dur saçlarını keseceğiz, gel bir yıkayalım önce" şeklindeki şampuanlama, dikkatinizi çekerim. Yani zaten yapmaları gereken bir şey için para alıyorlar, ha bir de krem kullanacaklarsa saça o da ekstra ücretli. Ayrıca uzun saçların kesimi kısalarına göre daha pahalı. Yani uzun saç ve kısa saçta sanırım ayrı makas kullanılıyor. Belki de uzun saçları, Rapunzel'in anısına saygı için altın makasla kesiyorlardır, bilemem.

Neyse, bu fiyatları duyunca ben piyasa araştırmama devam etmek istedim, e çünkü biz türküz, öyle hemen ilk bulduğumuz şeye atlamayız değil mi?
Atlamadım ben de. Bir kaç yere daha baktık, lakin fiyatlar giderek yükselmeye başladı.
Bu kez de fiyatları geçtim, bir güven sorunu oluşturmaya başladım kendi kendime. Ya düzgün olmazsa, diplerimi kırmızı yaparlar da beni İspanya bayrağı olarak gönderirlerse, kullandıkları şampuan kuaförden kel kafalı futbolcu kıvamında çıkmama yol açarsa gibi, türlü türlü düşünce ile kendi kendimi iyice şüphelendirip, saç boyama merasimimi olabildiğince erteledim....


Taa ki kendi kendime aynada bakıp da "tipe bak yaa, gerizekalı" dediğim o sabaha kadar. Dedim kendi kendime, "kızım insanlar yıllardır kendi saçlarını kendileri boyuyorlar, senin neyin eksik len?" dedim. Yaparsın, aslansın kaplansın dedim. Aldığım gazla markete gittim bir hışımla. Garnier'in saç boyalarının olduğu reyona kamp kurdum, yaklaşık 250 dakika sonra, saçlarımın diplerini istediğim renge getirebileceğini düşündüğüm bir boyada karar kıldım. Koştur koştur eve geldim. Kaptım sözlüğü, okudum uygulamanın nasıl olduğunu. Yalnız öyle bir durum ki, iki kat zor; 1- yazan dili bilmiyorum, 2- kendi kendine saç nasıl boyanır bihaberim.
Banyo aynasının karşısında, saçlarımı tutamlara ayırıp, şuradan şuraya alsam, bunu burdan çeksem, şunu şöyle boyasam gibi düşünceler ve  kendimle hesaplaşmam sonucu, bu işi kendi kendime yapamayacağıma kanaat getirdim. Hadi diyelim önleri yapıyorum ama arkalar ı-ıh. Saçın tamamını boyasam kafama şampuan gibi döküp yaldır yaldır girişeceğim ama yok arkadaş kendi kendine dipleri boyamak imkansız göründü gözüme. Kutuyu banyo aynasının önünde bırakıp, gittim bir kahve yaptım kendime. Siz hiç kahve içen bir zebra gördünüz mü? ahahah.

Neyse, o boya kutusu günlerce durdu yerinde. Düne kadar. Sevgili husbandım, simultane tercümanım, hayat arkadaşım, balböcüğüm, sıfatlarına yenisini eklemek istediğini belirtince şaşırdım: kuaförüm. Yapabilir misin, emin misin, son kararın mı gibi Kenan Işık sorgulamalarımdan sonra, "battı balık yan gider, zebra olmaktansa damalı eşek olurum be" dedim, oturdum klozetin üstüne. Beyim adeta bir Kırık Tarak çalışanıymışcasına, saçlarımı tutamlara ayıra ayıra, kendisine ait diş fırçasını heba ederek, başladı diplerimi boyamaya. Benim elimde bir ayna, direktifler vererek, arada bir oflaya puflaya, arada bir de halime içlene içlene oturdum orada. Boyadı yeni ve yakışıklı kuaförüm saçlarımı. 20 dakika bekleyebilrmişiz en az, saç rengi almıyorsa 10 dakika daha beklemek mümkünmüş. 25 dakika zor sabredip, koştura koştura gittim yıkadım saçlarımı. Saçlarımı kuruturken geçen o süre, hayatmın en zorlu, hayatımın en meraklı geçen süresiydi diyebilirim. Kafamı kaldırıp aynaya baktım.

Sonuç mu? İşte böyle; 10 numara. :)















Nihayetinde, mutluyum, gururluyum huzurluyum ve en önemlisi artık zebra gibi değilim. :)
Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden hasretle öperim.

mucuka

Thursday, 9 June 2011

Göçtüm.

Evet göçtüm, ama öyle "vah vah bittim" tadında değil. Göçtüm işte, bir ülkeden bir diğerine.. Göçmen oldum.
Ben yazayım siz de okuyun göçmen kızın maceralarını.

Şimdi zaten dışarı çıkmam lazım. Torrejon De Ardoz caddeleri beni bekler. Ha bu arada Ardoz'un sonundaki z peltek s olarak okunuyor. Komik :)

hasta luego! Türkçesi, sonra görüşürüz..